Çok misafirperveriz Mr.Dominique Strauss-Kahn

Misafirperveriz çünkü sohbeti, muhabbeti ve her şeye rağmen paylaşmayı çok seviyoruz. Fakat size karşı bu toprakların insanları böyle davranamıyor Bay Dominique. Davranamıyor çünkü kurduğunuz devletin eskimiş postalları ve tankları altında ezilmekten, kuşaklar boyunca “yaşamak direnmektir” gibi önermeler bilinçaltımızdan hiç silinemediği için, acıyı bal eyleyerek, sindirilip, bastırılıp, yaşadık durduk yıllarca. Davranamıyor çünkü bu postallarınızın yerini, bu gün, altlarına BMW markalı motosikletlerinizden verdiğiniz, sokaklarımızda, parklarımızda hatta kaldırımlarda dolaşıp gençlerimizi korkutmaya çalışan silahlı sokak çeteleri aldı. Davranamıyor çünkü oluşturduğunuz çevik kuvvet ordusu, kadınlarımızın, üniversitelilerimizin, yazarlarımızın, hatta vekillerimizin küçücük bir hak arayışında dahi öldüresiye cop ve tekmeleriyle üzerimize saldırıyorlar. Bazen ölüyor, bazen ölümden dönüyoruz.

Gelmeden önce bu orduya kötü görüntü yaratmamaları için yaptığınız uyarı içinde size ayrıca teşekkür edemeyeceğiz Bay Dominique. Çünkü bu uyarılırınıza polis teşkilatı değil, medya sadık kalmıştır. Liberal medyanız, Ara sokaklara yerleştirilen ve kendilerini polis olarak nitelendiren, silahlı sivil faşistlerin linç girişimlerini esnaf tepkisi, uluslar arası şirket ve bankaları da utanmadan esnaf olarak nitelendirmiştir, NTV’nin canlı yayını ise doğrudan polis tarafından yönetilmiştir. Oysa esnaf, kendilerini polis olarak nitelendiren ve ara sokaklara çöreklenmiş bu fırsatçı, silahlı sivil faşistlerin, taburelerle linç ettikleri kırmızı fularlı üniversite öğrencisi sosyalist bir “yoldaşınızı” hastaneye kaldırmak ve azılıların fotoğraflarını çekebilmek için uğraşmıştır.

Bu gün İstanbul’dan gidiyorsunuz Bay Dominique.  Fakat şirketlerinizi ve bankalarınızı kırık camları ile İstanbul’da bırakarak. Misafirperver olamadık size. Bizde misafir umduğunu değil bulduğunu yer. Olamadık çünkü umduklarınız yok bizde. Daha çok otomobil ve petrol satmak için yaptırdığınız geniş otoban kenarlarında piknik yapmayı, rakı içmeyi, ya da bir cami avlusunda güneşlenerek nargile ve çay içip uzun sohbetleri severiz biz.

Umduklarınızla gelmeyin bir daha bu şehre Bay Dominique. Umduklarınız yok bizde. Bu köhnemiş düzeninizi ne kadar parlatırsanız parlatın, her defasında daha güçlü direnişlerle karşılaşacaksınız. Ta ki, bütün devletleri şirketleri ve onların faşist militarist köpeklerini yeryüzünden silinceye dek. Çünkü artık bizim çağımız başlıyor Bay Dominique, Rüzgâra karşı işemekten vazgeçip derhal çekin ellerinizi üzerimizden.

Yapay dünyanız bizim için çok sıkıcı. Mahvettiğiniz bu şahane yeryüzünü gençlere bırakarak, sahte paralarınızı ve bu paralarla satın aldığınız kodamanlarınızı alın ve defolun. Biliyoruz ki, siz olmazsanız başımıza çöreklenen devletlerde olmayacak. Siz olmasanız Bay Dominique, tıka basa dolu hapishaneler, tel örgülerle çevrili sınırlar,  açlıklar savaşlar çöp yığınlarına dönmüş şehirler de olmayacak. Siz olmasanız Bay Dominique, Toprak rüzgâr su ve güneş her şeye yetecek. Gölge etmeyin başka ihsan istemez.

karahat

6 Ekim IMF ve DB Direnişi

Saat 10 gibi çıktığım meydandan tünele kadar yürüdüm. Merak ediyordum; IMF ve Dünya Bankası karşıtı gösterilerin boyutu ne olacaktı, hangi gruplar katılacaktı, olay çıkacak mıydı… Şiddetten uzak renkli, müzikli, danslı Direnistanbul hareketine sempati duysam da hiçbir gruba aidiyet hissetmediğim için sadece 1 Mayıslarda sokakta olan limonlu tayfayı temsil ediyordum kendimce, içimde haykırma isteği ve coşkusuyla, karşı olmanın heyecanlı romantizmiyle…

Sırt çantam, kapşonlum, babamdan kalma atkım ve elimde fotoğraf makinemle başladım İstiklal’in havasını solumaya. Meydan çevik kuvvet ve haberciler dışında henüz boştu, grupların lise önünde ve tünelde toplanıp yürüyeceklerini duymuştum. Önce renkli giysileri ve “başka bir dünya mümkün” yazılı dünya haritası balonlarıyla bayanlardan oluşan minik bir grup gördüm. Sonra “kaldıraç” yazılı kırmızı sancaklarıyla 30-40 kişilik grup geçti yanımdan. Liseye yaklaştığımda çevik kuvvet hazır bekliyordu yine, arkasında fena sayılmayacak bir kalabalıkla TKP ve ÖDP sancakları yanyana durmuş toplanıyordu. Direnistanbulcuların tünelde toplaştığını bildiğimden yürümeye devam ettim. Bu sırada turuncu sancaklarla bu sefer 30-40 kişilik Halkevleri geçti marşlarla.

Direnistanbul

Direnistanbul hareketinin toplandığı tünele geldim. Ellerinde trampetleri, ağızlarında düdükleriyle, dansları, renkli kıyafetleriyle, Türkçe – İngilizce hatta İtalyanca yazılmış IMF-DB-kapitalizm-küreselleşme-ekoloji içerikli sloganları ve renkli bez pankartlarıyla toplanmış, yürümeye hazırlanıyorlardı. Aralarında azımsanmayacak kadar yabancı protestocu da vardı; İtalyanlar, Almanlar benim sohbet edebildiklerimdi. Şiddete başvurmadan güzelliklerle protesto yapılabileceğini gösteren her türlü güzel görüntü mevcuttu. Bir de grubun en ilgi çekici siması, kıyafeti gibi suratını da beyaza boyamış, bir elinde güller tutan, diğerinde ise önünde “gül güçtür” arkasında “power to imagination since 1968″ yazılı pankart tutan yabancı göstericiydi. Dans edip neşe saçan bu adamın, polise samimi bi şekilde çiçek uzattığına da şahit oldum. Haberlerin de sık sık gösterdiği bu adamı yine haberlerden öğrendiğime göre ne yazık ki önce meydanda panzer sulamış sonra da “kendilerinde güvenliği sağlama yetkisini gören halk” yumruklamış, üzüldüm. Neyse, bu grubun da arkasında anarşizm bayrakları ve pankartlarıyla simsiyah giyinmiş Kara Blok.

Direnistanbul

Meydana kadar onlar sakince sloganlarla yürüdü ben de güzel duygularla fotoğraflar çektim. Bu arada Hüseyin Ağa caminin önünde “no stand-by, imf bye bye” yazılı t-shirtleriyle bekleyen bir grup Saadet Partiliyi görmek ilginç ve hoştu. Bu derece farklı uçların ortak bi tepkide buluşması ne güzel dedim kendi kendime. Meydana geldiğimde epey bi kalabalık birikmiş ve otobüs duraklarının orada toplanmıştı. Sendikalar ve o zamana kadar görmediğim ufak gruplar da meydanda yerini almıştı. TKP’liler yine her zamanki gibi en kalabalık, organize ve düzenli görüntüdeydi. Resim çekmek için uzaklaşıp meydan çevresinde dolandım bi süre, herşey sakin ve olması gerektiği gibi görünüyordu; rengarenk pankartlarla yüzlerce insan, polisin 1 mayısdaki gibi gösteriyi engelleme çabasında olmayışı… Buraya kadar herşey güzel, hoş.

Sonra sendikalar basın açıklaması yaptı, katılanlara teşekkür etti ve ne olduysa bundan sonra oldu. Resim çekeyim diye yukarıya çıktığım, basının konuşlandığı otobüs duraklarının üst kısmındaydım ki kalabalığın en önünde yer alan ESP’liler yine her zamanki gibi rahat durmadı ve itiş kakış başladı. Polis de bildiğimiz abartı tepkisini vermekten geri kalmayınca koskoca meydan kısa bir sürede savaş alanına döndü. Burdan sonrasını yazmaya gerek görmüyorum, limonlu tayfa klasiği olan biber gazlı ufak bi adrenalinli koşu sonrası uzaktan bi süre daha meydanı izleyip metroyla okula döndüm ben. Metronun içi de gazdan nasibini almıştı tabi. Geri kalan olayları ve çatışmaları görmedim ben, tv’lerden izledim.

IMF ve DB’ye karşı protestoya katılmak için gittiğim Taksim’den Fasulyeden muhabir olarak yaptığım gözlemlerim kısaca bunlar.

Yapmak istediğim bir kaç eleştiri-yorum var:

  • Gerçekten samimi duygularla tepkilerini dile getiren, topluma ve çevreye saygılı büyük çoğunluğun yanında maalesef ki kendini tatmin etmek uğruna geri kalan insanların da emeklerine haksızlık eden sorumsuz insanlar var. Bundan önce 1 mayıslarda bizim de şahit olduğumuz, bazı aktivist arkadaşlarımın da rahatsızlık duyarak dile getirdiği üzere başka birçok yerde de ESP aşırı saldırgan, sorumsuz ve anlamsız davranışlarla orta yaşlı emekçi işçilerin, solcu amcaların, teyzelerin, öğrencilerin biber gazı ve dayak yemesine neden oluyor, bugün olduğu gibi.
  • Bunun yanında esnafa ve kamuya verdiği zararları, nedeni ne olursa olsun vandalizmin her türlüsüne karşı biri olarak zaten kınıyorum.
  • Ayrıca bu tarz hareketlerin bu ülkede söyleyecek sözü olan duyarlı çoğu insanı da sokaktan soğuttuğunu ve medyaya-topluma gösteri yapmama konusunda malzeme verdiğini düşünüyorum.
  • Karşı olmanın dışa vurumu olan protestolar, gösteriler, sokaklar ve meydanlar bu davranışların tekeline bırakılmamalı hatta bizzat diğer gruplar tarafından tepki koyulmalı.
  • Bu görüntülerden yola çıkarak samimi ve saf duygularla, haklı düşüncelerle protesto yapan diğer insanların hakkı yenmemeli, iyi niyetler ve güzellikler görmezden gelinmemli, medyanın “IMF’yi bahane edip olay çıkarma sevdalısı” tadındaki çarpıtmalarına kulak asılmamalı. Bugün orada 1500 kişi vardı ve sadece 50-100 kişi çıkardı olayları.
  • Artık sol gruplar eski tip sloganlardan, gösterilerden vazgeçmeli ve daha yaratıcı, renkli, eğlenceli, şiddet içermeyen eylemlerle katılımcı kitlesini büyümeli.

Buradan sonra olayın polis boyutuna geliyorum :

1 mayısların aksine bugün açıklamlar yapılana kadar gösterilere müdahale etmedi polis. Olayın çıkış anında neler oldu bilemeyeceğim ama polis iyi niyetli ve sakinleştirici değildi kesinlikle. Aksine çoğumuzun tribünde de tanık olduğu aşırı bir nefretle saldırma eğilimine devam etti. Olayları bastırmaktan çok olay çıksa da adam dövsek niyetini tekrarladı. En ufak bi kıvılcım olduğunda bugün de olduğu gibi anında pat pat pat onlarca gaz bombası atıp düşmanca saldırıya geçerek asıl savaş ortamını polis yaratıyor. Vergilerimizle maaşını aldığı profesyonel göreviyle bağdaşmayan, kişisel olarak sinirlenip, gaza geldiği, hırslandığı gözü dönmüş davranışlarda bulunuyor. Oysa ki kimse zorla polis yapılmıyor, bildiğim kadarıyla güzel de para alıyorlar. Eğitim ve düşünce eksikliğinden biber gazını oyuncak gibi kullanıp, hastanedeki, metrodaki insanların zarar görüp görmeyeceğini hesaba bile katmıyor.

Son olarak bunlar da kişisel :

Sokaklarda müzikle, dansla, renklerle, yaratıcılıkla, şiddetten uzak durarak protesto yapılabilen insanlar da var ne mutlu, başka bir dünyayı mümkün kılabilmek için bu seslerin çoğalmasını temenni ediyorum.

1-8 Ekim 2009 IMF ve DB zirvesi karşıtı, anti-kapitalist direniş günleri sonuç bildirgesi

bildirge-01 (Small)7 Ekim günü, bizler İstanbul’u dört bir yandan kuşatırken IMF ve Dünya Bankası toplantılarının apar topar sona erdiğini duyduk. Güvernörlerin çalakalem yazdığı sözde İstanbul kararlarına karşılık biz yönetilemezler olarak kendi İsyanbul kararlarımızı ilan etmek için burada toplandık.

2009 yılı itibariyle önümüzdeki yıllar için küresel kapitalizmden çıkış yollarını gösteren ve özgürlükçü anti-kapitalist bir yaşam için önerdiğimiz ve gerekli altyapı hazırlıkları ile tüm toplumsal kesimlerde uygulanması için çalışmalarına başladığımız ekonomik ve sosyal programımızı açıklıyoruz. Programımız tüm yaşam alanlarımızı sömürgeleştirmiş olan kapitalist dünya sisteminin temellerini oymak için bir dizi direniş ve karşı mücadelelerden oluşmaktadır:

  • Tüm iş kollarında çalışanların patronların baskısından ve sömürüsünden kurtulmaları için işyerlerinde grev, işgal ve benzeri direnişler;
  • Fabrikalarda işçi özyönetimini gerçekleştirmeyi hedefleyen fabrika işgalleri;
  • Patronsuz işyerlerinin yaratılmasını hedefleyen kolektif dayanışma biçimleri ve işyeri işgalleri;
  • Tarımsal üretimin giderek büyük tohum tekellerinin denetimi altına girmesine ve tarımsal ürünlerin ekolojik bozulmasına karşı yerel tarımı ve permakültürü destekleyen küçük tarımcılığı arttıracak sendikal direnişler ve konfederel örgütlenmelerin yaratılması;
  • Yoksul köylülerin yoksullaşmalarına veya köylerinden topraklarından sürülmelerine yol açan tarım politikalarına karşı toprak işgalleri ve toprağın kolektifleştirilmesi;
  • Otonom belediyelerin ve özyönetimle yönetilen bölgelerin oluşturulması için işgal ve direniş hareketleri;
  • Evsizleştirmeye, soylulaştırmaya karşı her yerde bina ve kamusal alan işgalleri ve özgürleştirilen mekanlarda dayanışmacı kolektif yaşam alanlarının oluşturulması;
  • Doğayı sömürgeleştiren, sürekli tüketimi dayatan kapitalist üretime karşı, küçük yerel ölçekli alternatif üretim biçimlerinin geliştirilmesi;
  • Etnik, ulusal, kültürel ayrımlar ve düşmanlıklar yaratan sınırların kaldırılması için her türlü bireysel ve toplu göç hareketinin desteklenmesi; tüm insanların kardeşliğinin ve kapitalizme ve devletler sistemine karşı ortak mücadelelerinin vurgulanacağı “sınırlara hayır” şiarının yaygınlaştırılması;
  • Eğitimin ticarileştirilmesine, eğitimdeki sınıfsal ayrımcılığa ve eğitim alanındaki devlet baskısına son verilmesi için okullarda, üniversitelerde işgaller ve öğrenci konseylerinin kurulması, özgür okulların yaratılması, disiplinci eğitim sistemine son verilmesi;
  • Kültürün ve sanatın ticarileşmesine ve gösterileşmesine karşı her türlü propaganda ve sanat-sabotaj hareketini desteklemek, kendi özgür alanlarımızı yaratmak ve ezilenlerin karşı kültürünü ve sanatını çoğaltacak anti-profesyonel hareketler oluşturmak;
  • Kadınlara yönelik şiddete, cinsiyetçiliğe ve cinsiyet ayrımcılığına karşı giderek yükselen kadın mücadelesini güçlendirecek eylemler;
  • Cinsiyetçiliğe, cinsel kimlik tahakkümüne karşı, feminist mücadeleyle dayanışma içinde erkeklerin de artık üstlerine düşeni ortaya koymaya başlayacakları, kendi erkekliklerini ve maşizmi sorgulayacak bir karşı kültürün yaratılması;
  • Çocuklar ve gençler üstündeki yetişkin ve aile baskısına son verecek anti-otoriter kültürel değerlerin yaygınlaştırılması;
  • Transfobi ve homofobiye karşı, farklılıklarımızla varız diyebilmek için lezbiyen, gey, travesti, transeksüel, biseksüel bireylere yönelen dışlama, ayrımcılık ve şiddete karşı direniş eylemleri;
  • Devletlerin ve kapitalist çıkar gruplarının körüklediği savaşlara ve hayatlarımızı disiplin altında tutan militarizme karşı küresel savaş karşıtlığı seferberliği ve zorunlu ya da paralı her türlü askerliğin topyekün kaldırılması.

Yaşamın iktidarlar tarafından sömürgeleştirilmesine ve denetlenmesine karşı direnişlerin her yerde çoğaldığı bir çağda, direniş biçimleri de hayal gücünün, cesaretin ve dayanışmanın artmasıyla çeşitlilik kazanmaktadır. Bu nedenle tüm farklı toplumsal mücadeleler arasında yatay bağlar kurarak direnişleri ağsallaştırmak önümüzdeki yılların toplumsal hareketlerinin başlıca hedefi olacaktır.

Direnistanbul Yönetilemezler Komitesi

pdf olarak indir (sağ tık – kaydet)

sokak partisi-bu akşam! direnişin şenliği bitmek bilmiyor

hala bitmedi direniş haftası.  bu akşam (8 ekim)  saat 20.00’de taksim metro çıkışında toparlanıyoruz.  hep beraber direnişimizi kutlamak için,  hep beraber daha nice direnişlere demek icin bir sokak partisi yapıyoruz.
bandista çalacak biz oynayacaz,  sokaklar,  meydanlar bizim diyecez.
yiyeceğinizi içeceğinizi alın gelin!

IMF ve DB’ye karşı eylem gününden izlenimler: “Banka kurmanın yanında, banka camı kırmak ne ki?”

Türkiye’nin onurlu insanları, milyonları aç ve işsiz bırakan IMF ve Dünya Bankası’na Taksim’den meydan okudu. Sendika.Org muhabirleri Taksim’de, Gümüşsuyu’nda, Sıraselviler’de, İstiklal’de, Boğazkesen’de eylemleri, eylemcileri, polisi ve çevre halkının tepkilerini gözlemledi.

Toplumsal muhalefetin bütün renkleri saat 11.00 itibariyle Taksim’de toplanmaya başladı. DİSK, KESK, TMMOB, TTB, Halkevleri, Öğrenci Kolektifleri, ‘IMF ve Dünya Bankası Karşıtı Birlik’ bileşenleri, ÖDP-TKP-EMEP, Direnİstanbul, anarşistler, feministler…

Halk meydanda, sömürgeciler vadide
Somut toplumsal çelişkilerle bağ kuramayan marjinal bir zirve protestosu değildi meydandaki. Anti-emperyalist, anti-kapitalist sloganlar, pankartlar ve dövizler, çok abartılacak bir yanı olmasa da sınıf mücadelesinin güncel pratiklerinin içinden yükselen bir IMF-Dünya Bankası eleştirisini yansıtıyordu.

Alanda sadece “kadrolu eylemci” diye anılan tanıdık yüzler yoktu; grevdeki, direnişteki işçiler de alandaydı. Okmeydanı Hastanesi’nde Dev Sağlık-İş’e üye olarak sendikal örgütlenme ve güvenceli çalışma hakları için direnen taşeron sağlık işçileri; yaklaşık 300 gündür işleri için direnen Birleşik Metal-İş üyesi Sinter Metal işçileri; Nakliyat-İş’te örgütlenerek Arçelik’te Koç’a kafa tutan işçiler, Limter-İş’li tersane işçileri, eğitim emekçileri, hekimler, mühendisler, kamu emekçileri, üniversite öğrencileri…

IMF’siz, DB’siz bir dünya isteyen binlerce kişi sloganlarıyla, zirvenin gerçekleştiği Kongre Vadi’sine seslendi. IMF ve Dünya Bankası’nın kapısını beklemek ise İstanbul polisine düşmüştü. Alandan sloganlar yükselir, miting aracından konuşmalar yapılırken her an çatışma çıkma olasılığına kilitlenmiş basın emekçileri de Gezi Parkı’nın kıyısında dizilmiş ve pek çoğu objektiflerini polis barikatı ile eylemciler arasına sabitlemişti.

Saldırmaya programlanmış polisler

11.30 sularında kitleden Kongre Vadisi’ne yönelenler olunca polis anında gaz bombası tüfeklerini ateşledi. Ne bir uyarı duyuldu, ne de kitle ile polis barikatı arasında ciddi bir sürtüşme yaşandı. Anlaşılan polis sadece saldırmak üzerine kurulu bir plan yapmıştı ve eller tetikte bir bahane bekliyordu.

Dakikasında, alan gaz bulutu altında kaldı. Polis istisnasız alanın her yönüne gaz bombası atıyordu. Öyle ki eylemciler Gezi Parkı’na doğru geçince karakol polislerinin beklediği alana da gaz bombaları atılmaya başladı. Bu manzara karşısında polislerin de gözü yaşardı. Karakol polisleri bir yana eylemciler öteki yana çekilirken, bir gaz bulutu içinde önlerine gelene saldıran maskeli çevik kuvvet ekipleri parka girdi.

Bazı belediye görevlilerinin de yardımıyla, tek tek yakaladıkları eylemcilerin üzerine çullanarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ait otobüse tıkan çeviklerden biri, fotoğrafını çektiğimizi görünce “Ne çekiyon …?” diye küfredip bağırarak bize yöneldi (Ne çekiyoruz? Fotoğraf çekiyoruz.). “Pavlov’un köpeği” gibi şartlanmış olacak ki, biz kartımızı gösterince o da arkadaşlarının yanına döndü.

Polis şaşkına döndü

Polis saldırısıyla başlayan ve Taksim çevresindeki cadde ve sokaklara yayılan çatışmalarda, eylemcilerin polise kök söktürdüğü, polisi afallattığı aşikardı.

Aynı anda farklı direniş biçimleri ile karşılaşan polis, ‘toplumsal olaylara müdahale aracı’ ve gaz bombaları kullanarak büyük bir terör yaratsa da protestoları bastırmayı başaramadı. Gerçekten de yılgınlık yok, direniş vardı.

Kimi eylemciler bir yerde birikerek sloganlar atıyor, kimileri yol kesip yürüyor, kimileri barikat kuruyor, kimileri molotof atıyor, kimileri sapanlarla, kimileri taşlarla direniyordu. Kent merkezlerindeki militan kitle eylemlerinin, yoksul mahallelerdeki korsan gösterilerin, basın açıklamalarının ve uluslararası zirve protestolarının toplam birikimi aynı öfke etrafında bir araya gelmişti.

Yol kesen kalabalık bir kitleyi kovalamaktan dönen polisler, elinde sloganlar yazılı bir döviz ve çiçeklerle şarkı söyleyerek sakin sakin üstlerine yürüyen misafir eylemciye yol veriyordu. Tek tek buldukları eylemcileri linç edercesine döven polisler, Sıraselviler girişinde sapanlarla bilye atan eylemcilerle karşılaşınca kalkanların altına saklanıyordu. Üstelik elini cebine koymuş çatışmayı seyreden onca kişi arasında polisin bu pısmış hali doğrusu seyre değerdi.

Sağlam bankanın kalmadığı ve saatlerce trafiğe kapalı kalan Sıraselviler Caddesi’nde de ilginç görüntüler açığa çıktı. 30-40 kişilik devrimci gruplar saksılardan ve çöp kutularından barikatlar kurup sloganlarla bir araya geliyor, pankart açıyor ve polis gelene kadar banka camlarıyla meşgul oluyordu. Daha sonra polis gelip gaz bombalarıyla saldırınca önce taş ve sapanla biraz oyalıyor daha sonra da çekilip caddenin bir başka noktasında birleşiyor. Polisin bir aşağı bir yukarı koşturduğu bu ‘oyun’ defarlarca tekrarlanıyor. Bu ‘oyun’ sıkmış olacak, polis caddeye zırhlı araçla girip bir sağa bir sola sürüyor. Direksiyon başındaki polis ya alkollü ya da içmesine gerek olmayan cinsten. Eylemciler ise sağlam köşelere çekilmiş bu aracı taşlıyor.

Eylemler karşısında afallama şuursuzca saldırıyı da tetikliyor ve bir ara Beyoğlu Polis Karakolu’nun önündeki polisler de yerlerini terk ediyor, Karakol kapısı boşalıyor. Polis, sonra “insan bile öldürür” dedikleri sapanları gerekçe göstererek havaya ateş açtı. Bu memlekette sapanla kaç kişi ölmüş, polis kurşunuyla kaç kişi ölmüş, onun hesabını polise ve medyaya bırakıyoruz. Polis bir ara da Taksim İlkyardım Hastanesi’nde acil bölümüne gaz sıktı. Bu olaylar üzerine İstanbul’un çiçeği burnunda Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın’ın açıklamaları da dikkat çekiciydi. Çapkın “ilk defa zor kullandık” dedi. 1 Ekim’de Bilgi Üniversitesi önündeki protestoya saldırırken ne kullandıkları merak konusu. Çapkın ayrıca göstericilerin polise gaz bombası attığını da iddia etti.

Gözü yaşlı polisler, gaz bombasından etkilenip hastaneye kaldırılan polisler, eylemciler yerine kendi kendilerini kırmızıya boyayan polisler, yanından eylemciler geçerken şaşkın bakan polisler…

Banka kurmanın yanında, banka tahrip etmek ne ki?
Sıraselviler’de bankaların hali perişan. Eylemciler yalnızca camları kırmamış, içeri girip masa, sandalye ne varsa dışarı çıkarmış. Milyonları aç milyonları işsiz bırakan IMF-DB’nin toplantısına sponsor olan bankalar, milyonlarca emekçiyi kredi kartı tuzağına düşürüp haczeden bankalar, herkes yoksullaşırken kâr rekorları kıran bankalar eylemcilerin öfkesinden kurtulamıyor. Eylem tarzını doğru bulanlar da bulmayanlar da olabilir (ekstra tatil yapacak olan banka çalışanlarının bu eylemlerden memnun olmadığı söylenemez); ama pek çok televizyonun yaptığı gibi bankalara dönük saldırıları “esnafa saldırı” diye yutturmaya çalışmak özenli bir çarpıtmadan başka bir şey değil.

Sıraselviler’de bir ara gazdan göz gözü görmez oluyor ve Firuzağa’daki kahvelerin arkasına geçiyoruz. Esnaf ve bazı işçiler dükkanlarının kepenklerini indirmiş bekleşirken, kepengin önünde ortayaşlı iki eylemciyle konuştuklarını görüyoruz. Yüzleri beyaza boyanmış eylemciler içeridekilere sesleniyor: “Ya, korkmayın, açın kepenkleri. Gençler bankaları taşlıyor, size bir şey yapmazlar, emekçi adamsınız. IMF’yi protesto ediyor gençler.” Bunun üzerine içeridekiler, şüphelerini de gizlemeyen bakışlarla kepengi kaldırıyor. İçlerinden mavi tulumlu bir işçi, ne kadar inanarak söylediği tartışılır, “Doğru ya, bunlar da bizden, emekçi. Bize bir şey yapmazlar” diyerek dışarı çıkıyor (Hani uydursan kötü bir senaryo olur ama olay aynen böyle yaşandı).

Ne olursa olsun, Tophane’de AKP İrtibat Bürosu’nda üslenen faşist timlerin organize saldırısı dışında, doğrudan eylemlecileri hedef alan “vatandaş tepkisi” ile karşılaşmıyoruz. Olayları yalnızca seyredenlerin, polisi, özellikle de gaz bombası atması ve yakaladığı eylemcileri linç edercesine dövmesi nedeniyle eleştirdiği pek çok örnekle karşılaşıyoruz. Bunda polisin ayrım gözetmeyen saldırısı ile eylemcilerin ayrım gözeten “saldırısı”nın rolü büyük.

Gaz bulutunun çekildiği bir anı fırsat bilip ilerliyoruz, 20 metre yukarıda yeniden çatışma, yeniden gaz bombaları. İşyerlerinden biri polisin kapıları kapayın uyarılarına kulak asmadan bizi başka gazete ve televizyonlardan 6-7 basın emekçisi ile birlikte içeri alıyor. İşyeri sahibi önce kızıyor, “IMF’yi protesto ederler, sonra da AKP’ye oy verirler” diye. Bir kameraman itiraz edince “E abi, yüzde 47 nereden geldi o zaman” diyor. Sonra kameramanlardan biri, “Allah’tan bu gençler var da ses çıkarıyorlar. İş yok güç yok, anamızı ağlattılar” diyor. İşyeri sahibi dahil herkes onaylıyor, biz de “solcuların içine düştük” diye seviniyoruz. Gaz koridora kadar girince salona geçip televizyon izlemeye başlıyoruz. Tayyip Erdoğan zirvede konuşma yapıyor. Danışmanları yazmış, o okuyor.

İşte neoliberal demokrasi

Zirvede, danışmanları tarafından önceden hazırlanmış metni şeffaf ekranlardan okuyan büyük hatip Tayyip Erdoğan, “dışarıdaki sese kulak verin” derken dışarıda olan bitenden bihaberdi. Kendisi hakkında da pek iyi şeyler duymadık hani; elin gavuru Tayyip Erdoğan’a sövüldüğünü dinleyince Erdoğna’ın eline ne geçecek ki? Hatta Erdoğan, okuduğu metnin birkaç gün önce söyledikleriyle çelişiyor olduğunun da farkında değil gibiydi. O, protestolar için belirli alanlar belirlediklerini ancak IMF ve DB çalışmalarının bunlardan etkilenmeyeceğini söylemişti. Yani “it ürür kervan yürürdü”; işte neoliberal demokrasi.

İşte direniş
Neoliberal demokrasi emekçilerin sesini kısmak için bugün İstanbul’u bir kez daha savaş alanına çevirdi. Yüzlerce kişiyi yaraladı. Onlarca kişiyi gözaltına aldı. Bir can aldı. Yalnız yakalanan eylemcileri AKP’li faşistler eşliğinde linç etti. Ama bu terör emekçilerin sesini boğmaya yetmedi. Sömürgecilerin imaj tazeleme çabası tutmadı, eylemler sırasında otellerinde “mahsur” kalan hatta gazdan nasiplenen IMF-DB memurları hiçbir suçları yokmuş gibi ellerini kollarını sallaya sallaya gezemeyeceklerini ve onlar emeğe saldırırken emekçilerin ellerinin de armut toplamayacağını gördü…

Kaynak : Sendika.Org

Eylemden Videolar

http://www.haber7.com/haber/20091006/TVye-gerek-yok-Taksim-savasini-IZLE.php

Eylemden Kareler

http://www.sendika.org/fotogaleri/2009-10-06/

http://www.atilimhaber.org/haberler/2009/10/05/Antiemperyalistler_Kongre_Vadisi_ni_kusatacak_fotolari.html

IMF ve Dünya Bankası’nın Telefonlarını Kitleyelim!

Contact Security
– Joint Secretariat Security       391-3173
– Lost ID Badges                          391-3173
– Lost and Found                         391-5831
– Police (ICC)                                391-5831

2009 BANK/FUND ANNUAL MEETINGS FREQUENTLY CALLED TELEPHONE NUMBERS
Bank/Fund Conferences Center,
Assistance Secretary:
– for Conferences               Alice Yeo                        391-3079
– Conferences Officer        Gary Wackernah          391-3079
– Conferences Officer        Heather Henderson    391-3175
– Projects Officer                Rodica Reidel               391-3430

* Audio Visual Services                                             391-3183

* Banking Services                                                     391-5843

* Civil Society Organization (CSO) Center            391-3513

* Communications                                                     391-3079

* Copy Center                                                              391-3028

* Documents and Records                                        391-3359

* Documents Center                                                   391-3343

* Finance                                                                      391-3181

* Hospitality/ Tour Desks                                        391-5830

* Human Resources                                                  391-3030

* Information Desks                                                 391-3901/2

* Language Services                                                  391-3278

* Medical Center                                                        391-5859

* Meeting Room Services                                        391-3436

* Office Arrangements                                             391-3430

* Postal/ Courier Service Desk                               391-5836

* Press Center
– Bank                                                                          391-3153
– Fund                                                                          391-3151
– Istanbul 2009                                                          391-5857

* Procurement                                                           391-3171

* Program of Seminars                                            391-3650

* Publications and Display
– Bank                                                                         391-3549
– Fund                                                                         391-3548
– External                                                                   391-3549

* Registration Desks
– Delegations, Observers, Staff                              391-3475
– Press                                                                         391-3357

* Registration, Hotels and Credentials                391-3588

* Security and Local Transportation                    391-3173

* Shipping                                                                  391-3430

* Shuttle Bus Service Information                        391-5834

* Social Events                                                          391-3175

* Supplies for Offices                                               391-3142

* Special Guests and Visitors                                 391-3645

* Technology and Services Help Desk                 391-3353

* Transportation                                                      391-3145

* Telephone Arrangements                                   391-3000

izmir deu gsf’den imf karşıtı eylem

bir çok insanın hayatlarının nasıl olacağına karar verme yetkisine sahip imf ve dünya bankasına abd den sonra ilk kez istanbul 6-7 ekim de ev sahipliği yapıyor.peki ne olacak bu işin sonu…birileri halen cebini doldurmaya ve aç gözlülüğünü tatmin etmeye devam ederken olan yine orta ve alt gelirli insanlara olacak. yeryüznün laneti olan bu kapitalist adındaki canavar yavaş yavaş herşeyi yiyip bitiriyor ve ülkelerin içinde bulunduğu krizden beslenerek her geçen gün daha da büyüyor. dünya yavaş yavaş tükeniyor.her yıl milyonlarca insan birilerinin kar peşinde koşmasından ötürü ve onların daha rahat, daha  ve daha da rahat yaşayabilmesi için açlıktan ,soğuktan ölüyor.on binlerce yıllık insanlık tarihi tarım endüstriyel üretim adına yerlebir ediliyor…imf ve dünya bankası buradan çekip gittiğinde yine farketmeden bir kat daha fakirleşeceğiz…
tüm bunlara dur diyebilmek için bizler de üstümüzü düşeni insanlık adına yapıyoruz.haydi şimdi
DİRENİSTANBUL…
Eylemden görüntüler >>>
direnistanbula destek amaçlı yaptığımız bu şenlikten görüntüler…biz de burdayız istanbulla birlikte bizler de direniyoruz…
bizler  güzel sanatlar fakültesinde okuyan bir grup öğrenciyiz.direnistanbula destek için kendi imkanlarımız dahilinde elimizden geleni yaptık…okul içerisinde ilk gün şenlikli bir duyuruda bulunduk imf ile ilgili…öğrencilere kendimizi müzik yoluyla dinlettik.izmirde bulunan çamdibi orkestrası bize eşlik etti balkan şarkılarıyla…onlar çaldı biz izmir belediyesi çalışanlarıyla karşılıklı oynadık…bildiriler dağıttık.2 metreye yakın bir pankart hazırladık…imf buraya yumruk havaya…ikinci gün pankartların asılmasıyla ve insanlarla konuşmalarla geçti…3. gün okulu anfisinden müzik yayını yapılıp insanları oraya topladık ve imf ile ilgili videolar izlettik direnistanbul çağrısı yaptık…
istanbulda yapılan her türlü eyleme karşı desteğimiz sürecek…bizler de varız buradayız…