IMF krizin toplam faturasını açıkladı

Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) hazırladığı raporda, Küresel ekonomik krizin ülkelere maliyetini açıkladı. IMF krizde ülkelerin borçlarının artacağını da açıkladı.

Küresel ekonomik krizin ülkelere maliyetinin 10 trilyon doları aştığı bildirildi

Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) hazırladığı raporda, zengin ülkelerde finansal sektöre hükümet desteğinin 9,2 trilyon dolar, gelişmekte olan ülkelerde ise 1,6 trilyon dolar olduğu belirtildi. Bu maliyetin yaklaşık 1,9 trilyon dolarlık kısmının nakit destek, diğer kısmının ise garantiler ve krediler şeklinde olduğu kaydedildi.

Finansal kurtarma maliyetlerinin 1,1 trilyon dolarının sermaye desteği, 1,9 trilyon dolarının varlık satın alınması, 4,6 trilyon dolarının garantiler ve 2,5 trilyon dolarının likit provizyonu kapsadığı ifade edildi.

BÜTÇE AÇIKLARI VE MALİ DESTEK

Hükümetlerin, verdikleri bu desteğin büyük bölümünü, dünya ekonomisi düzelmeye başladığında muhtemelen geri alacağı, ancak büyük bütçe açıkları ortaya çıkacağı uyarısında bulunuldu.

Zengin G-20 ülkelerinin, 2009 yılında gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 10,2’si kadar bütçe açığının olacağı belirtilen raporda, en büyük bütçe açıklarını yüzde 13,5 ile ABD, yüzde 11,6 ile İngiltere ve yüzde 10,3 ile Japonya’nın vereceği kaydedildi. Ancak, İngiltere’nin, 2010 yılına kadar yüzde 13,3 ile G-20’de en büyük bütçe açığına sahip ülke olacağı, ABD’nin aynı dönemde bütçe açığının ise yüzde 9,7 olacağı ifade edildi.

G20 ülkelerinin, bu yıl gayrisafi yurtiçi hasılalarının yüzde 2’si oranında ve 2010 yılında yüzde 1,6 oranında teşvik planı uygulayacaklarını tahmin eden IMF, bu uygulamanın nasıl etkisinin olacağını ölçmenin güç olduğunu bildirdi. IMF, ancak bu tür planların, durgunluğun şiddetini sınırlandırmada büyük etkiye sahip olduğunu kaydetti.

Bu harcamaların G-20 ülkelerinde büyümeyi bu yıl yüzde 1,2 ila yüzde 4,7 oranında destekleyeceğini belirten IMF, harcamaları artırmanın, talebi desteklemede vergileri azaltmaktan daha etkili olduğunu ve gevşek para politikasıyla bir arada ve dünyayla koordineli olduğunda daha iyi çalıştığını vurguladı.

BORÇLAR ARTACAK

IMF, 2014 yılına kadar hükümetlerin borçlarının, Japonya’da gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 239’una, İtalya’da yüzde 132’sine, ABD’de yüzde 112’sine ve İngiltere’de yüzde 99,7’sine ulaşacağı öngörüsünde de bulundu.

Bir yandan ülkelere, kısa vadede mali teşvikleri sürdürmesi çağrısında bulunan IMF, diğer yandan hükümetlerin, uzun vadede açıkları azaltmak için güvenilir bir yol göstermelerinin önemli olduğunu kaydetti. Raporda, ”Siyasi inanılırlığın eksikliği (gerçek ya da hissedilen) riski ve gerçek faiz oranlarını artırarak, mali genişlemeyi daha az etkili yapar” denildi.

G-20 ülkelerinin liderleri, Eylül ayında yapılacak zirvede dünya ekonomisinin durumunu değerlendirecek.

YOKSUL ÜLKELERE KREDİ DESTEĞİ

Bu arada IMF, ekonomik krizle başetmelerinde yoksul ülkelere yardım etmek için ”benzeri görülmemiş önlemler” alacağını bildirdi.

IMF yoksul ülkelere, 2009-2014 yılları arasında 17 milyar dolara kadar kredi vereceğini ve 2011 yılına kadar düşük gelirli ülkelerin bazı kredilerinin faizlerini geçici olarak durduracağını açıkladı. IMF, bu amaçla da gerekli fonları artırmak için altın rezervlerinden bir kısmını satmayı planlıyor.

IMF Başkanı Dominique Strauss-Kahn, ”Bu, bütün dünyada ve Sahra altı Afrika’sındaki yoksul ülkeler için görülmemiş ölçekte bir IMF desteği. Önlemler, milyonlarca insanın yoksullaşmasını önleyecek” dedi.

Küresel krizin birçok yoksul ülkenin ”dikkat çekici ekonomik ilerlemesini” tehlikeye atacağını bildiren IMF, yeni kredilerin bu ülkelerin sadece ekonomik gerilemeyi atlatmasına değil, aynı zamanda yoksulluğa karşı uzun vadeli mücadelesine yardımcı olacağını kaydetti.

IMF, bu kredinin 8 milyar dolarlık kısmının gelecek iki yılda kullandırılacağını bildirdi.

IMF, bu ay başında Sri Lanka ile 2,5 milyar dolar ve Gana ile 600 milyon dolar kredi anlaşması yapmıştı.

aa

Reklamlar

IMF yoksul ülkeler için altın satacak

IMF, düşük gelirli ülkelere aktarılacak mali kaynakları arttırıyor. İmtiyazlı kredi kapasitesi 17 milyar dolara yükseltilecek, IMF bunun için altın satışı yapacak.

IMF İcra Kurulu, daha önce ciddi önlemler alarak, düşük gelirli ülkelere sağlanacak mali kaynaklarda önemli artış yaratacak önlemler paketini onayladı. IMF’nin sahip olduğu altınların satılmasın-dan gelecek gelirlerin de dahil edilmesiyle, IMF’nin imtiyazlı kredilerinin 2014’te 17 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Bu rakam, gelecek iki yılda ise 8 milyar dolara çıkabilecek. Ek olarak, IMF, tüm düşük gelirli üyeleri için ödenmemiş imtiyazlı kredilerde 2011 sonuna kadar sıfır faiz uygulayacak. Yeni bir kredi aracı dizisinin de, bu arttırılmış desteğe yardımcı olacağı belirtildi. IMF İcra Kurulu, yeni mali taahhütleri karşılamak için 400 metrik ton altının satılmasını planlıyor.

Tarihî adımlar atıyoruz
IMF Başkanı Dominique Strauss-Kahn, “Bu, Orta Afrika ve dünyadaki en yoksul ülkeler için IMF desteğinin daha önce benzeri görülmeyen düzeyde artmasıdır” dedi. Strauss-Kahn, gelişmiş ülkelerin IMF’ye, kendilerinin sebep olmadığı küresel krizden ağır şekilde etkilenen düşük gelirli ülkelere yardımcı olup olamayacaklarını sorduğunu belirterek, “Biz de buna en yoksullara destek olmak bakımından tarihî bir eylemler dizisiyle yanıt veriyoruz. Yeni kaynaklar ve bunların dağıtımı için yeni olanaklar, milyonlarca insanın yoksulluğa düşmesini engellemeye yardımcı olacak. IMF’nin desteğindeki artış, sadece düşük gelirli ülkelere yardımcı olmakla kalmayacak, aynı zamanda kriz geçtiğinde yoksulluğa karşı savaşta ilerlenecek zemini de oluşturacak” dedi.
IMF, düşük gelirli ülkelere finansal yardımı iki kattan fazla arttırdı. Düşük gelirli ülkeler IMF’nin yeni imtiyazlı kredilerinden Temmuz 2009’a kadar 2.9 milyar dolar aldı; bu, 2008’in aynı döneminde 1.5 milyar dolardı. IMF’nin programlarında ileri sürdüğü koşullara daha esnek bir yaklaşım gösterileceği belirtilirken, program oluşturulan ülkelere özgü çekirdek hedeflere odaklanılacağı kaydedildi.

DESTEK PAKETİ  NELER İÇERİYOR
İmtiyazlı finansal yardım: Düşük gelirli ülkelere imtiyazlı kredi kapasitesi 2014’e kadar 17 milyar dolara yükseltilecek Faiz yardımı: Bu ülkelere 2011 sonuna kadar ayrıcalıklı kredi imkanları verilecek
Kalıcı yüksek ayrıcalıklı ödemeler: 2011’den sonra güncellenecek faiz oranları mekanizmasıyla IMF’in kalıcı ayrıcalıklı ödemeleri devreye girecek.

Yeni mali araçlar dizisi: Genişletilmiş krediler esnek orta vadeli destek sağla-
yacak, kısa vadeli ihtiyaçlar için stand-by kredi olanağı sunulacak ve hızlı kredi ise sınırlı koşullarla acil destek kullanılacak.

Kaynak: Taraf

‘IMF, karşıtlarından çok korkuyor’

NOT: Vatan Gazetesinin dün yapılan görüşmenin ardından haberi ‘IMF karşıtları Türk polisinden çok korkuyor’  boyutuna taşıması medyanın şimdiden direnenlere karşı psikolojik savaştaki yerini aldığını gösteriyor. Bu nedenle bu haberin başlığını bozuma uğratıyoruz. ‘IMF, karşıtlarından çok korkuyor’ olarak değiştiriyoruz.
—————————————————-

6-7 Ekim’de düzenlenecek IMF-Dünya Bankası yıllık toplantısı için geri sayım başladı.

IMF-Dünya Bankası yıllık toplantılarının yapıldığı her kent, globalizm ve kapitalizm karşıtlarının çok renkli, ateşli protestolarına sahne olur. Bu yıl da 1955’ten sonra ilk kez 6-7 Ekim’de İstanbul’da düzenlenecek ve 13 bin katılımcıya ulaşması beklenen yıllık toplantılar öncesi protestocular internet üzerinden organize olmaya başladı. Direnistanbul adı altında toplanan ilk grup, internet sitesinde tüm dünyadan protestocuları İstanbul’a çağırıyor. Ancak katılım konusunda çok da umutlu değiller.

Direnistanbul’un sözcüsü, “Yurtdışındaki protestocular Türk polisinden çok korkuyor. Onun için Avrupa’dan katılımın çok fazla olmasını beklemiyoruz. NATO Zirvesi’nde de bu korku nedeniyle katılım düşük kalmıştı” dedi. Ama onlar yine de yılmıyorlar: “Yurtdışındaki protestoculara ’Sizin polisinizin de bizimkinden farkı yok’ diyoruz ve İtalya’da 2001’de başına ateş açılması sonrası ölen protestocuyu örnek veriyoruz. Tüm dünyada küresel eylemler polis devletini de büyütüyor.” Ancak yine de Türk polisinin eylemlerdeki tavrı, Avrupa’da nerede büyük bir zirve düzenlense protestoya giden aktivistleri korkutmuş. Direnistanbul sözcüsü bu nedenle yurtdışından gelecek protestocu sayısının 300 civarında olacağını tahmin ediyor.

11 dilde çağrı yapılıyor

Bu tedirginliğe rağmen “IMF-Dünya Bankası’na karşı direniş günleri koordinasyonu” olarak tanımlanan Direnistanbul’un sitesinde protestocular, Belarusça’dan Yunanca ve İspanyolca’ya kadar 11 farklı dilde İstanbul’a çağrılıyor.

40 kişiyiz, aramızda holding çalışanı da var

Direnistanbul kendisini “antiotoriter ve özgürlükçü” olarak tanımlayan 40 kişi tarafından kurulmuş. “Arkamızda ne bir kurum, ne de bir örgüt var” diyen Direnistanbul sözcüsü, katılımcılar arasında öğretmenler, işsizler, avukatlar ve büyük holdinglerde çalışanların olduğunu söyledi. Direnistanbul, Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’nde düzenlenecek zirveyi protesto edecek sivil toplum hareketleri ve sendikalar ile birlikte hareket edecek.

İlk adımı attığımızda biber gazını yeriz

Direnİstanbul üyeleri önceki gün Dünya Bankası Başkan Yardımcısı Marvan Muasher’in Referans gazetesinde yer alan “Türk polisinın protestoculara biber gazı kullanmasını istemiyoruz” tavrını inandırıcı bulmamış. Direnistanbul sözcüsü, “Onlar da biz de biliyoruz ki ilk adımı attığımızda biber gazını yiyeceğiz. Bu sözler burjuva hümanizmi kokuyor. Ortamı yumuşatmak amacıyla söylenen sözler” diye konuştu.

Kaynak: http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?tarih=29.07.2009&Newsid=251388&Categoryid=1

Dünya Bankası’ndan Türkiye’ye çok farklı uyarı

8497872Ülkelerin ekonomik durumları ile ilgili uyarılar yapmasına alışık olduğumuz Dünya Bankası, 6-7 Ekim’de İstanbul’da gerçekleştirilecek olan IMF-DB toplantıları sırasında göstericilere yumuşak davranılmasını istedi. DB, polisin biber gazı kullanmasını da istemiyor.

Dünya Bankası  Dış İlişkiler Kıdemli Başkan Yardımcısı Marvan Muasher, İstanbul‘da 6-7 Ekim tarihlerinde gerçekleşecek olan IMF-DB Yıllık Toplantısı’nda sivil topluma karşıt yöndeki seslerini yansıtabileceklerine yönelik garanti verdi. Okumaya devam et

IMF uyumlu yoksullaştırma paketi geliyor – Ergün İşeri

Geçtiğimiz günlerde Referans gazetesinde, Maliye Bakanlığı tarafından hazırlandığı belirtilen bir önlemler paketi listesi yayınlandı.

Maliye Bakanlığı bir gün sonra habere ilişkin olarak yaptığı açıklamada bir sürü laf ettikten sonra “Bakanlığımız tarafından üzerinde çalışılan bir tedbir çalışması da bulunmamaktadır” diye kendini savundu.

Kimi yayın organları, özellikle iktidar yanlısı veya uydusu olanlar Maliye’nin bu açıklamasını Referansın haberini yalanlama olarak duyurdular. Oysa açıklamada bir yalanlamadan ziyade dolaylı bir teyit olduğu gözlerden gizlenmeye çalışıldı.

Maliye ekonomik program çerçevesinde teknik çalışmalar yapıldığını belirtiyor ve bu çerçevede çok sayıda teknik görüş ve önerilerin geliştirildiği dile getiriliyordu. Orta Vadeli Program yayınlanmadan yapılacak değerlendirme ve yorumların geçerlilik taşımayacağı konusunda medya uyarılıyordu.

Bu programın kimin için hazırlandığı konusuna ise açıklık getirilmiyordu. Bir deyişimiz vardır; “elin ağzı torba değil ki büzesin”. Öyle de oldu, bu programın IMF’den kaynak alabilmek için hazırlandığı köşelerde dillendirildi.

Başbakan bu konulara çok fazla girmedi. Hafta sonları kendi seçtiği konularda, partisinin il kongrelerinde Ortadoğu halk kahramanı nidalarıyla haşin nutuklarla muhalefete veriştirme devam etti.

Küresel krizin etkileri, IMF ile yeni bir anlaşma gibi konularda tartışmalar ilk başladığında yerel yönetim seçimleri sürecine girilmişti. IMF özellikle kamunun yaptığı aşırı harcamalara dikkat çekerek bunların azaltılmasını isteyince de Başbakan yine esip gürlemişti. Masaya yumruğunu vurmuş ve IMF’ye ümüğümüzü sıktırmayız demişti. Böylece suyu elektriği olmasa da dağıtılan bulaşık, çamaşır makinelerini alacak vatandaşlarımızın gözünde büyük bir itibar edinmişti.

O günler gerilerde kaldı, hazırlanan “teknik çalışmalar” önümüzdeki üç yıl boyunca birilerinin can acıtacak nitelikte ümük sıkacağına işaret ediyor. Hepimiz çok iyi biliyoruz ki bu yine bizlerin, yani halkın ümüğü olacaktır.

Gazetelerde yer alan listeler bunu açık biçimde gösteriyor. Listelerde doğrudan gelir azaltan unsurlar kadar, dolaylı yoldan halkı yoksullaştıracak, birçok temel ihtiyaç ve haktan mahrum bırakacak düzenlemelere de yer veriliyor.

Gelirlere tırpan, enflasyonla eritme:
Hazırlanan orta vadeli planlar için yapılan teknik çalışmalarda toplumun en yoksul kesimlerini doğrudan etkileyecek gelir azalışları bulunuyor.

Bunlar sırasıyla;
1- Emeklilerin aylıklarına yılın ikinci yarısında hedeflenen enflasyona uyumlu artış verilmesi.
2- Sağlık personeline döner sermayeden yapılan katkı payı ödemesinden yüzde 15 kesinti yapılması.
3- Gelir vergisi stopajında istisna ve muafiyetlerin yeniden düzenlenmesi.
4- Öğretmenlerin maaşa esas haftalık ders saatlerinin 5 saat artırılarak 20 saate çıkarılması.

Yukarıda belirtilenlerin dışındaki kamu personelinin unutulduğu sanılmasın. Onlarda mercek altına alınmış, hedeflenen enflasyon oranında ücret artışı yapılması düşünülmüş ama şimdilik vazgeçildiği belirtilmiş.

Kimileri gelir vergisi stopajında istisna ve muafiyetin bu listede ne işi var diyebilir. İstisna ve muafiyetler genel olarak ele geçen net geliri belirlemektedir. Oranlarda ve uygulamada yapılacak en küçük değişiklik, haliyle gelir düzeyini de etkiyecektir. Yani dolaylı gibi görünen ancak gelir doğrudan etkileyen bir faktör olarak görülebilir.

Vergi ve diğer kesintilerle açlığa mahkûm etme:
Tasarruf tedbirleri gibi süslü bir tanımın ardına gizlenen ve halkın yoksullaşması sonucunu doğuracak çok sayıda dolaylı “teknik” öneri bulunmaktadır.

Hatta bazıları uygulanmaya da başlanmış durumda. Tasarruf yapılması öngörülen başlıkların bazıları var ki insanı kendi hayatıyla ilgili seçim yapmaya itiyor.

Öngörülen tasarruf tedbirleri listesinin önemli bir kısmı sağlığı da etkiliyor.

Eşdeğer ilaçta ödeme bandının yüzde 15’e çekilmesi,

İlaçta katılım payının emeklilerde yüzde 15’e, çalışanlarda yüzde 30’a çıkarılması,

Engellilerin evde bakımı için verilen yardımın 1/3 oranında azaltılması doğrudan yoksul halkın sağlığını tehdit eden “tasarruf”lar arasında yer alıyor.

Aynı şekilde sosyal yardımlaşma ve dayanışma fonuna ayrılan payın yüzde 20 oranında azaltılması da özellikle kurumları tarafından karşılanmayan sağlık harcamalarını bu fondan karşılaşan başta engelliler olmak üzere yeşil kartlıları vuracağa benziyor.

Bir diğer önemli konu ise zaten yeterli olmayan ve sınırlı sayıda çocuğun yararlanabildiği engellilerin eğitim hakkını elinden alacak nitelikte. Bu kapsamda özel eğitim desteğinin 1/3 oranında azaltılması planlanıyor.

Köprü ve otoyol ücretlerine yüzde 20 zam, emlak ve motorlu taşıtlar vergisinin bir taksit artırılması, sokak aydınlatma bedellerinin yansıtılması diğer yoksullaştırıcıyı etkiye sahip unsurlar.

Tedbirler arasında belediye payında kesinti de yer alıyor. Belediyeler gelirleri azalınca, kaçınılmaz olarak bunu halka yansıtacaklardır. Yani yine bedeli halkın elinden alınacaktır.

Tepkisizlik onay anlamına gelir ve bu bedeli öderiz
Teknik çalışma ve öneriler diye açıklanan bu bilgiler, sıklıkla yapılan bir kamuoyu yoklaması niteliğinde. Önden halk bunu ne kadar kaldırır, örgütlerin tepkisi var mı diye bu tür haberleri sızdırıyorlar. Aldıkları tepkilere göre düzenlemeye ve uygulamaya gidiyorlar.

Haberin çıktığı tarihten itibaren gazeteleri izlemeye çalışanlar doğru düzgün bir tepki göremediler.

Kimisi yok artık bunları da yapamazlar diye büyük bir iyimserliğe kapıldı. Kimisi ise bakın zaten Hükümet de yalanladı, yok böyle şeyler diye kendini kandırdı.

Şaşırtıcı olan ise özellikle sendikaların, meslek örgütlerinin tepkisizliği veya ilgisizliğiydi. Yapılan bir iki açıklama ise genel mahiyette, olayın içeriğine bile değinmeden geçiştirme düzeyinde kaldı. Örgütlü bir tepkinin ipucu bile bu açıklamalarda görülmedi.

Siyasi partileri hiç değerlendirmeye almıyorum, çünkü onlar için başkanlarının demeçleri her şeye yetiyor. Yerlerinden kıpırdamalarına gerek yok.

Sendikalarda ise yöneticiler bütün enerjilerini kendilerini ve sahip oldukları statüyü korumaya çalışıyorlar. İmzaladıkları toplu iş sözleşmelerinde bir taşı yerinden bile oynatamıyorlar. Her biri İş Yasalarının birer kopyası düzeyinde kalıyor. Ücret artışları tek başarı ölçütü olarak sunuluyor. Örneğin Türk-İş kamu işyerleri çerçeve sözleşmesinde iki puan fazla alınca, büyük bir zafer kazandığını düşünüyor veya böyle algılanmasını istiyor.

Alınan bu iki puan fazlanın kayıpları ne kadar telafi ettiği ya da yeni tasarruf tedbirleriyle bunun ne kadar eriyeceği üzerine kafalarını yormuyorlar.

Bugün sesimizi çıkaramazsak, bu teknik çalışmaların kısa bir süre sonra ve aşamalı olarak karşımıza “Orta Vadeli Program” olarak çıkarılacağına kesin gözüyle bakabiliriz.

Teoride herkese eşit uygulanacakmış gibi görünen bu tasarrufların zaten açlık sınırında geliri olan ve hatta geliri olmayan halkı bugünü de arar hale getireceği kaçınılmazdır.

Yarını kaybetmek istemiyorsak, bugünden sesimizi yükseltmeli ve dayatılan bu politikalara karşı mücadeleyi geliştirmeliyiz.

Sessiz kalamayız, bu bedeli ödemeye razı olamayız.

Kaynak: Sendika.org

Kaliteli denetim önemli

IMF uzmanları Shankha Chakraborty ve Era Dabla-Norris, “Kamu Yatırımlarının Kalitesi” hazırladıkları başlıklı çalışma raporunda, yolsuzluk ve kamu yatırımları arasındaki ilişkileri incelediler ve “kurumları zayıf olan, düşük gelirli ancak altyapı gereksinimleri acil çözüm bekleyen ülkelerde denetleme ve bürokratik gözetim kalitesinin iyileşmesi kamu yatırım harcamalarının çöpe gitmemesinin sağlanması için son derece büyük öneme sahiptir” dediler.

//

ANKA

Ankara– IMF uzmanları tarafından yapılan bir çalışmada kurumları zayıf, düşük gelirli ancak altyapı gereksinimleri acil çözüm bekleyen ülkelerde düzenleme ve denetleme kalitesinin, kamu yatırım harcamalarının çöpe gitmemesi için yaşamsal öneme sahip olduğu belirtildi.

IMF uzmanları Shankha Chakraborty ve Era Dabla-Norris, “Kamu Yatırımlarının Kalitesi” başlıklı bir çalışma raporu hazırladı. Çalışmada kamuda düzenleyici ve denetleyici kurulların bulunduğu ülkelerde, kamu yatırımlarının büyümeyi ne şekilde etkilediği üzerinde duruldu. Kamu yatırımlarında uzmanlaşmanın taşıdığı önem de vurgulandı.

Birçok düşük gelirli ülkede zayıf kamu kurumlarının “karakteristik” hale geldiği belirtilen çalışmada, “Kamu yatırımları üretken ve etkin olmazsa, bunun özel yatırımlara dönüşü daha az oluyor. Daha az uzmanlaşma nedeniyle de düşük büyüme görülüyor” denildi. Raporda şu saptamalar yapıldı:

Kamu yatırımlarının kalitesi gelir uçurumunu etkiliyor

“-Etkin olmayan kamu yatırımları ve eksik düzenleme-denetleme, büyümede kamu sermayesinin esnekliğini açıklamaktadır.
-Yolsuzluk, hem zengin hem yoksul ülkelerde kamu sermayesinin kalitesi ölçülürken, teknolojik değişimlerden daha çok hesaba katılabilir.
-Kamu yatırımlarının kalitesi, ülke bütünündeki gelir uçurumunda önemli potansiyele sahiptir.”

Kamu yatırımları doğrudan ve dolaylı büyüme artışı sağlar

Ekonomi politikaları açısından “Kamu yatırımları, uzmanlaşma ve özel sermayede verimliliğin artırılmasına destekle birlikte yapıldığında, doğrudan ve dolaylı büyüme artışı etkisine sahiptir” sonucunun görüldüğünü belirten IMF uzmanları raporda şöyle dediler:
“Yatırım ve kalkınma hasılası arasındaki ilişki, kamu sermayesinin etkinliği ve kalitesine de kritik şekilde bağlıdır. Bu, kamu yatırım harcamalarının miktarını tartışmanın ötesinde, yatırımların yapılabilmesini sağlayan geniş kurumsal çerçeveye hitap etmenin önemini vurgular. Kamu altyapı harcamalarında küçük artışlar oldukça etkisiz kalmaktadır. Bunun için kurumları zayıf olan, düşük gelirli ancak altyapı gereksinimleri acil çözüm bekleyen ülkelerde denetleme ve bürokratik gözetim kalitesinin iyileşmesi kamu yatırım harcamalarının çöpe gitmemesinin sağlanması için son derece büyük öneme sahiptir.”

26 Temmuz 2009

Kaynak: Cumhuriyet

Dünya Bankası’ndan Romanya’daki krizle mücadele planına destek

Dünya Bankası, Romanya’ya küresel krizin etkisini hafifletmede yardımcı olma amaçlı 300 milyon avroluk bir krediyi 16 Temmuz Perşembe günü onayladı.

Dünya Bankası’nın Rmanya ülke direktörü Benoit Blarel, fonun hükümetin krizle mücadele programında öngörülen tedbirlerin uygulanmasını destekleyeceğini söyledi. Blarel, programın hedeflerinin “kamu harcamaları yönetimini güçlendirmek, krizin yoksullar ve savunmasızlar üzerindeki etkisini hafifletmek ve mevcut ve potansiyel güçsüzlükleri ortadan kaldırarak bir iç finans sektörü krizinin risklerini en aza indirmek” olduğunu söyledi.

Banka, 14 yıl vade ve 13,5 yıl ödemesiz süreyle verilen kredinin toplam 1 milyar avroyu bulabilecek üç bölümden oluşan bir Kalkınma Politikası Kredisi (DPL) programı önerisinin ilk kısmı olduğunu açıkladı. WallStreet.ro sitesinin haberine göre, sırasıyla 360 ve 340 milyon avroluk diğer iki dilimin gelecek yılın ortalarına doğru onaylanması bekleniyor.

Programın görev lideri Swati Ghosh, “Ekonominin direncini güçlendirmek Romanya’yı orta vadede yüksek bir büyümeyi koruyup sürdürmede daha iyi bir konuma getireceği için yapısal reform gündemiyle uğraşmak özellikle önemli” dedi.

Romanya art arda sekiz yıl boyunca sağlam bir ekonomik büyüme yaşamış olsa da finans krizi geçen sonbaharda dünya üzerinde yayılmaya başladı ve işler keskin bir şekilde kötüye gitmeye başladı.

IMF geçen ay hazırladığı bir raporda, iç talepte yaşanan düşüşün reel GSYİH büyümesinde bir yavaşlamaya yol açtığını -2008’in ilk üç çeyreği sırasında yılın tamamına yayılmış üç aylık bazda ortalama %9’dan dördüncü çeyrekte %13’lük bir düşüşe- söyledi. Aşağı trend bu yılın ilk üç ayında da devam etti.

Raporda, “İhracattaki büyüme de sert bir şekilde negatife dönmesine karşın, ithalat daha da dik bir düşüş yaşayarak Ocak ve Şubat aylarında geçen yılın aynı dönemine kıyasla yarıya inen cari hesap açığında hızlı bir düzeltmeyi başlatmıştır.” deniyor.

Mart ayında Romanya, ülkenin ekonomik krizden kurtulmasına yardımcı olma amaçlı çok taraflı bir para yardımı için Avrupa Komisyonu (AK) ve IMF’ye başvuruda bulundu.

Sonunda IMF liderliğinde ve toplam 20 milyar avro tutarında 24 aylık bir kurtarma kredi planı onaylandı. Fonun 13 milyara yakın, AB’ninse 5 milyar avro kadar kaynak sağlaması kararlaştırıldı. Geri kalan miktarsa Dünya Bankası ve diğer uluslararası kurumlardan gelecek kredilerle karşılanacak.

Banka Perşembe günü yaptığı açıklamada, DPL programının kamu maliye yönetimini iyileştirmenin yanı sıra sosyal güvenceyi ve finans sektörünü güçlendirme amaçlı reformları destekleyeceğini belirtti. Hükümetin ilk adımları kamu sektörü ödeme reformlarında atmanın yanı sıra kamu harcamalarına daha fazla istikrar, öngörülebilirlik ve şeffaflık getirecek tedbirler atması bekleniyor.

Program ayrıca eğitim ve sağlık sektörlerinde para yönetimini iyileştirecek eylemlerin yanı sıra finans sektörünün esnekliği, işlevi ve istikrarını güçlendirme amaçlı reformları destekleyecek.

Bu içerik SETimes.com için hazırlanmıştır.